Takip Et:

DERT VE MUSİBETLER

Fakirlik sıkıntıdır; çoluğu çocuğu varsa daha büyük sıkıntıdır. Bu mübarekte bütün olumsuzlukları toplamış. Bir tane de komşusu varmış; komşusunun da bir hurma ağacı var. Hurma ağacının dalları gelmiş bunun böyle çürük hurmalar bahçesine dökülüyor. Çocuklarda aç oldukları için koşarak gidiyorlar, ağızlarına bir tane atıyorlar. Komşusu hemen yan taraftan geliyor, parmağını sokuyor; çocukların ağzındaki hurmayı çıkarıyor. -Böyle zalim birisi yani- Adam, Aleyhissalatü vesselamın yanına gelmiş: “Ya Rasulullah! Ben çok büyük bir sıkıntıdayım; hem çok fakirim hem çok kalabalık nüfusum var. Komşumda bana böyle yapıyor.” demiş. Aleyhissalatü vesselam ona bir şey söylememiş. Sonra o ağacın sahibi olan adam Rasulullah’ın (s.a.v) yanına gelmiş. Efendimiz buyurmuş ki: “Bu ağacı bu komşuna hibe et, Allah da (c.c) sana cennette bir hurma ağacı verecek.” Adam, “Ben cennetteki hurma ağacını ne yapayım; bu ağaç bana yetiyor.” Demiş ve adam oradan gitmiş. Olaya şahit olan bir sahabe hemen Rasulullah’ın (s.a.v) yanına gelmiş: “Ya Rasulullah! Ben bu ağacı satın alsamda bu adama hibe etsem bana da aynı mükafattan var mı?” demiş. Efendimiz (s.a.v) de “Var” demiş. Sahabe hemen adamın peşine koşmuş: “Bu hurma ağacını bana sat.” Adam, “Olmaz” demiş. Sahabe, “Sana iki tane hurma ağacı verecem.” demiş. Adam, “Yok” demiş. Sonra sahabe on tane hurma ağacı verince teklifi kabul etmiş. Sahabe geri Aleyhissalatü vesselama gelmiş: “Ya Rasulullah! Ben o ağacı satın aldım; ağacıda sizin emrinize verdim. Nasıl istiyorsanız öyle infak edin.” demiş. Rasulullah (sa.v) adamı çağırmış ve demiş ki: “Ağaç artık senin” demiş. Bu sefer Allahu Teala ayet indirmiş: İnen ayette buyuruyor ki:

اِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتّٰىۜ

Şüphesiz sizin çabalarınız elbette çeşit çeşittir. (Leyl, 4. Ayeti)

Birisi bir ağaç verip cennetten bir ağaç alacak; ama kabul etmiyor. Diğeri on ağaç verip cennetten bir tane hurma ağacı satın alıyor.

Yani benim derdim çok deme! Artık dertlerime sabredemiyorum deme; insanda sınırsız bir sabır var. Senden daha kötü durumda olanlar var, senden daha sıkıntıda olanlar var, onlardan da daha sıkıntıda olanlar var. Herkes farklı bir çeşittir. Ama en karlı olanlar sabredenlerdir. Sabredenlerin mükafatı iki keredir; sabır anında sabreder o musibeti hissetmez Allah’a tevekkül eder. Bir de karşılığını cennette görür. Onların amel defterleri açılmaz; hastadır, dertlidir, sıkıntılıdır onların amel defterleri açılmadan cennete koyar. Hastalığa müptela olanlar, musibete müptela olanlar, çile çekenler, dert çekenler onlar da böyledir. Onun için siz çok şanslısınız; hem zikir yapacaksın, hem cennete gideceksin.

Hastanede inim inim inliyor; adam perişan olmuş. Bir ilaç verseler öbürünü tetikliyor, başka ilaç verseler öbürünü tetikliyor. Cemil Baba (rh.a) dedi ki: “Ayaklarıma ağrı sızı girdi; ağrıdan ölüyorum. Sonra dergaha hastayı okuyayım diye bir tane hasta getirdiler. Hasta feryat ediyor; feryatları göğe çıkıyor. Onu görünce dedim ki: ‘Ya Rabbim! Sana şükürler olsun. Ayaklarım ağrıyor ama en azından yürüyebiliyorum. Söyler söylemez hastalık gitti.’

Herkese derdi büyük gelir. Dert yok. Allah (c.c) seni insan olarak yarattı, Müslüman olarak yarattı, ehl-i sünnet olarak yarattı. Hayvanlara bak bu kadar eziyet çekiyorlar; sonunda toprak olup gidecekler. Onlarında anaları ayrılıyor, babaları ayrılıyor, kasaba gidiyorlar; köfte oluyorlar, eziyet görüyolar onlara bir mükafat var mı, beni at yaptın, beni eşek yaptın, büyük yük sırtımdan geçiyor, herkes benimle alay ediyor… Diye itiraz ediyor mu? Yine ibadetine devam ediyor, itaat ediyor, zikir yapıyorlar… Ama sonunda bir şey yok. Onlarda aç kalıyor, susuz kalıyor, onların da çocukları var; ama sonunda bunlar toprak olacaklar, bir karşılıkları yok. Sen öyle değilsin, bağı ağırdı melek yazıyor şu kadar sevap, dişi ağrıdı şu kadar sevap, kalbine üzüntü geldi şu kadar sevap… Bir karşılığı var.

اِنَّ الْاَبْرَارَ لَفٖي نَعٖيمٍۙ ﴿٢٢﴾

عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَۙ ﴿٢٣﴾

تَعْرِفُ فٖي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعٖيمِۚ ﴿٢٤﴾

يُسْقَوْنَ مِنْ رَحٖيقٍ مَخْتُومٍۙ ﴿٢٥﴾

خِتَامُهُ مِسْكٌؕ وَفٖي ذٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَؕ ﴿٢٦﴾

وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْنٖيمٍۙ ﴿٢٧﴾

عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَؕ ﴿٢٨﴾

İyiler elbette nimet içindedirler. Koltuklar üzerinde oturup seyrederler. İlâhî lutufların sevincini yüzlerinden okursun. Onlara mühürlenmiş, mührü de misk olan nefis bir içki sunulur. Yarışanlar, işte bunlar için yarışsınlar. O içkinin karışımı tesnîmden, yani Allah’a yakın olanların içecekleri bir ­kaynaktandır. (Mutaffifîn, 22-28. Ayetleri)

Bir insanın organına, bir duyusuna hitap eder, onu mutlu eder. Cennetteki bütün nimetler senin bütün organlarına hitap ediyor; hem görüyor; mutlu oluyorsun, hem lezzet alıyorsun hem kokusunu duyuyorsun hem sesini işitiyorsun… Bütün organlarına hitap ediyor. Bu kadar güzellikler de bedava olmuyor.

Bir alime bu meseleleri sormuşlar. Alim demiş ki: “Allah (c.c) bizi o zamanda yaratmadı kılıçlarımızı korudu. Biz de dillerimizi koruyalım demiş. Yani, bu sahabe böyledir, bu böyle yaptı, bu yanlıştır. Ehl-i sünnetin inancına göre bütün sahabeler güzeldirler, iyidirler, Rasulullah’ın (s.a.v) arkadaşlarıdır; hepsini hayırla yad ederiz, hiç birisinin hakkında kötü düşüncede bulunmayız. Üstünlük derecelerine göre önce Aşere-İ Mübeşşere’dir; cennetle müjdelenen sahabelerdir. Sonra “Rıdvan Biati”ne katılanlardır. Bedir harbine katılanlardır, Mekke fethinden önce Müslüman olanlardır, Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olanlardır… Sahabelerin böyle dereceleri var. Allah hepsinden razı olsun. Ehl-i sünnetin diğerlerinden farkı budur. Ne Hz. Muaviye (r.a) hakkında bir şey konuşurlar, ne Hz. Aişe (r.a) hakkında bir şey konuşurlar… Hz. Muaviye (r.a) dediğin Hz. Peygamberin (s.a.v) kaynı ve Rasulullah (s.a.v) ona dua yapmış.

İhtiyar bir baykuş varmış; az konuşur, çok dinlermiş. Az konuşup çok dinlediği için çevresindeki olaylardan haberdar olurmuş. Biz, bizim zamanımıza bakalım ben ne yapabiliyorum? Sahabe, gökteki yıldızlar gibidir. Dikkatlerden kaçan şeyler şudur: insanlar, sahabeler için ayetler indiğini bilmiyor; Kur’an-ı Kerim’de bir çok sahabe hakkında ayeti kerimeler inmiş. Senin kaderin bu, onun kaderi farklı, onun kaderi farklı… “Ya Rabbi! Çok şükür, sana hamdolsun.” deyip işine bakacaksın.

Kiminin başı ağrır, kiminin dişi ağrır, kiminin böbreği yok, kiminin kafası yok… Ama en sıkıntılı olan akli sorunları olandır; ne yaptığını biliyor, ne yediğini biliyor. Belki o da ona göre iyidir. Herkesin derdi kendine sevimlidir. Benim derdim diyeceksin. Benim imtihanım böyle inşaallah bu imtihanı kazanacağım, diyeceksin. Cemil Baba (rh.a) beni öyle insanlarla imtihan ediyordu ki sabretmem mümkün değil. Sabrettik sabrettik… Baba’ya diyordum: “Nasıl olacak?” sabret diyordu. En nihayetinde sabrettik gerçekten son noktaya geldi. Son noktada dedi ki: “Bak sen sabret. Senin istediğinden daha güzel olacak.” Hakikaten de öyle oldu.

Bir gün dergahta oturuyorum bir tane adam geldi. Adama dedim ki: “Buyur kardeş” Adam, “Elazığ’dan geliyorum. Beni, Cemil Baba (rh.a) gönderdi. Benim hanımım Elazığ’da beni bırakıp İstanbul’a kaçtı. Baba’da dedi ki: ‘Katip Hoca’nın (k.s) yanına git; o bulur. Bu herhalde ordinaryusluk sınavı dedim. Ya mübarek ben seni tanımıyorum, elinde adreste yok. Adres varsa gidelim, alalım, gelelim. Kimdir, nedir o da yok. Beş-on dakika sonra Cemil Baba (rh.a) telefon açtı. “Buyur Baba” dedim. Cemil Baba (k.s) dedi ki: “Bu arkadaşa yardımcı ol.” Bende, “Tamam Baba, inşaallah oluruz.” dedim. Nereye gideceğiz bilmiyorum, ne yapacağız onu da bilmiyorum. Şimdi sen İstanbul’da ne yapacaksın. Herhalde dedim bu son imtihan olacak. Neticede uğraştık, ettik… Adamın hanımını bulduk; ama hanımı gelmiyor. Ama Allah (c.c) yardım etti, adam hanımını götürdü. O da son imtihan oldu.

Aslında musibetler bizi Allah’a (c.c) kaçırır. Hani insan yağmur yağdığında sığınacak bir yer arar da oraya koşar ya musibetleri de bunun gibi düşüneceksin. Musibet geldiği zaman Allah’a (c.c) kaçacaksın. Ben elimden geleni yaptım mı? Yaptım. Elinden geleni yapıp Allah’a (c.c) kaçacaksın.

Biri sana bir şey söylüyor hakkını arayacaksın; bütün hakkını aradın aradın. Bir şey olmadı; bu hak zayi olmuyor. Mahşerde senin karşına çıkacak. Alacağın var; alacaklar zayi olmaz. Zerre kadar alacak hesaba çıkacak. 

Share This:

M-Sefa 2021 - Kadiri Tarikatı

Bizimle İletişime Geçin